Kur’an:
“Bunlar sana vahyettiğimiz gaybi haberlerdir. Sen de, milletin de daha önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç, Allah'tan sakınanlarındır.” [1]
“Gaybı bilen Allah’tır. Gaybı kimseye bildirmez. Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar.” [2]
“Elif, Lam, Mim. Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, iman edenler, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir. Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler.” [3]
“And olsun ki Allah, peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey iman edenler! Siz, Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size, bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir.” [4]
“Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve küfredenlerin kökünü kesmek istiyordu.” [5]
“Yoksa: “Biz güçlü ve galip bir topluluğuz” mu diyorlar? Yakında toplulukları bozguna uğrayacak, arkalarını dönüp kaçacaklardır.” [6]
“Artık buyurulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme. Allah'la berâber başka bir ilahın bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.” [7]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Resulü (s.a.a) hendeği kazarken Müslümanlar sert bir kayaya rastladırlar. Peygamber (s.a.a) kazmayı Müminlerin Emiri’nden (a.s) veya Salman’ın (r. a) elinden aldı ve bir darbe indirerek üç parçaya ayırdı. Allah Resulü (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu darbe ile Kisra ve Kayser’in hazineleri benim için açıldı.” Oradakilerden biri arkadaşına şöyle dedi: “Bizden hiç kimse defi hacet için dışarı çıkmaya bile cesaret edemezken o bizlere Kisra ve Kayser’in hazinelerini vaat etmektedir.” [8]
Resulullah (s.a.a) yanında toplanan eşlerine şöyle buyurmuştur: “Keşke sizlerden hanginizin yüzü tüylü devenin sahibi olduğunu ve hev’eb köpeklerinin kendisine havladığını, sağında solunda tümünün cehennemlik olduğu bir çok insanın öldürüldüğünü ve o savaştan kendisinin salim olarak kurtulduğunu bilseydim.” [9]
İbn-i Abbas şöyle diyor: “Ayşe, Talha ve Zübeyr Mekke’yi terkedip Basra’ya doğru yola düştükleri zaman yol esnasında Ben-i Amir bin Savsa’ay’a ait Hav’eb adlı çeşmeye vardılar. Orada köpekler kendilerine havladı ve develeri ürktü. Onlardan biri şöyle dedi: “Allah lanet etsin, Hev’eb’e, ne kadar da köpekleri var.” Ayşe Hev’eb” kelimesini duyunca şöyle dedi: “Burası Hav’eb çeşmesi midir?” onlar, “evet” dediler. Ayşe şöyle dedi: “Beni geri çevirin! Beni geri çevirin” onlar, “Ne oldu? Ne gibi hadise ortaya çıktı” diye sordular. Ayşe şöyle dedi: Peygamberden şöyle buyurduğunu işittim: “Adeta Hev’eb çeşmesindeki köpeklerin eşlerimden birine havladığını görür gibiyim.” Daha sonra bana şöyle buyurdu: “Ey Humeyra! Sakın sen o kadın olmayasın.”
Zubeyr Ayşe’ye şöyle dedi: “ Allah sana rahmet etsin, sakin ol. biz Hev’eb çeşmesinden fersahlarca uzaktayız!!” Ayşe şöyle dedi: “Buna tanıklık edecek başka biri var mı? Bu köpekler Hev’eb çeşmesinin havlayan köpekleri değil midir?” Zübeyr ve Talha elli bedeviyi Ayşe’ye yemin etmek ve o çeşmenin Hev’eb çeşmesi olmadığına dair tanıklık etmek üzere kiraladılar!! Bu İslam’da ilk yalan tanıklık idi. Ayşe bu tanıklıkları duyunca yoluna devam etti.” [10]
Kays bin Ebi Hazim şöyle diyor: “Ayşe’den nakledildiği üzere Peygamber (s.a.a) eşlerine şöyle buyurmuştur: Sizden hanginiz Hev’eb köpeklerinin kendisine havladığı kimsesiniz?” Ayşe bu mekandan geçince köpekler ona havladı. Ayşe o bölgenin adını sordu. Kendisine oranın Hev’eb çeşmesi olduğunu söylediler. Ayşe şöyle dedi: “Dönmem gerektiğini zannediyorum.” Ona şöyle denildi: “Ey Müminlerin annesi sen insanların arasını düzeltmek için geldin, başka bir şey için değil.” [11]
Resulullah (s.a.a) Ali ve Zübeyr’i Sakife-i Ben-i Saide’de gördüğü zaman şöyle buyurmuştur: “Ey Zübeyr! Ali’yi seviyor musun? Zübeyr şöyle arz etti: “Neden sevmeyeyim?” Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “O halde zalimce ona karşı savaştığında ne olacaksın.” [12]
İmam Ali (a.s) Zübeyr’e şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin içerek söyle! Hatırlıyor musun ben ve sen falanın çocuklarının Sakife’sinde (Sofasında) birbirimizle meşveret ederken Allah Resulü (s.a.a) yanımdan geçti ve bana şöyle buyurdu: “Onu seviyor musun?” Ben, “Neden sevmeyeyim?” diye arz ettim. Peygamber (s.a.a) şöyle arz etti: “Bil ki o zalim olduğu halde seninle savaşacaktır.” Zübeyr şöyle dedi: “Evet doğrudur, unuttuğum bir şeyi bana hatırlattın.” Bunun üzerine Zübeyr geri döndü ve geri gitti…” [13]
Huzeyfe şöyle diyor: “İçinde Sümeyye’nin oğlunun (Ammar’ın) olduğu gruba yardım ediniz. Zira Allah resulünden (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: “Onu isyankar bir topluluk öldürecektir.” [14]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Müslümanlardan bir grup beyazlar arasında olan Kisra hanedanının hazinelerini fethedecektir.” [15]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Gece ve gündüz bu ümmetin işi; bağırsakları geniş, boğazı açık, olan ve yediği halde asla doymayan birinin yani Muaviye’nin etrafına toplanmadıkça asla sona ermez.” [16]
Ümmü Seleme şöyle diyor: “Hüseyin (a.s) Peygamberin (s.a.a) yanına vardı. Ben de kapının önünde oturmuştum. İçeriye bir baktım. Hüseyin’in (a.s) Resulullah (s.a.a)’ın karnının üzerine oturduğunu gördüm. Resulullah (s.a.a)’ın elinde bir şey vardı onu evirip çeviriyordu. Ben şöyle arz ettim: ey Allah’ın Resulü! Ben içeriye bir göz attım üzerinize bir çocuğun yattığını, ellerinizde de evirip çevirdiğiniz bir şeyin olduğunu ve göz yaşı döktüğünüzü gördüm. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Şüphesiz Cebrail bu çocuğun öldürüleceği toprağı bana getirdi ve bana ümmetimin onu katledeceğini haber verdi. ” [17]
Muhammed bin Amr bin Huseyn şöyle diyor: “Biz Hüseyin (a.s) ile birlikte Kerbela nehrinin kenarındaydık. İmam (a.s) ordu komutanı Şimr Zil Cevşen’e bakarak şöyle buyurdu: “Allah ve Resulü (s.a.a) doğru buyurmuştur. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Adeta Ehl-i Beyt’in kanını diliyle yalayan alaca köpeğini görür gibiyim! “Şimr abraş hastalığına yakalanmıştı.” [18]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “O doğru konuşan doğrulanmış Peygamber (s.a.a) bana buradan (başının sol tarafını işaret ederek) darbe yemedikçe ölmeyeceğimi haber vermiştir ve bu (sakallarım) kana boyanacaktır.” [19]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Çok yakında sizler Rumlarla savaşacaksınız. Sizden sonraki kimseler de onlarla savaşacaktır. Sonunda Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan İslam’ın seçkinleri (İmam Mehdi ve yaranları) Hicazlılar onlara gönderilir, onlar da tespih ve tekbir sesleriyle Kostantiniyye’yi (İstanbul’u) fetheder ve benzeri elde edilmeyen büyük bir ganimet elde ederler.” [20]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Küçük gözlü ve geniş yüzlü kimselerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Onların gözleri, siyah çekirgelerin gözleri gibidir. Yüzleri de örtülmüş ve astarlanmış ve katmerlenmiş (geniş ve kat kat olmuş) siperler gibidir.” [21]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar, Türklerle savaşmadıkça kıyamet asla kopmaz. Onların yüzü kılıflanmış ve katmerleşmiş (geniş kat kat olmuş) siperler gibidir. Kıldan elbiseler giyer ve kıl içinde yürürler.” [22]
Resulullah (s.a.a)şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar, Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudileri öldürür. Öyle ki Yahudiler taşların arkasına ve ağaçlara saklanırlar o taşlar ve ağaçlar şöyle derler: “Ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! Bu Yahudi benim arkamda gizlenmiştir, gel ve onu öldür.” [23]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Çok geçmeden bir grup kimse batıya gönderilir. Bunlar kıyamet günü güneş gibi çehrelerle gelirler.” [24]
İMAM ALİ’NİN (A.S) GAYBİ HABERLERİ
İmam Ali (a.s) Cemel savaşından sonra Basra ehlini kınayarak [25] şöyle buyurmuştur: “Mescidiniz sanki denizde yüzen bir gemi gibi… Allah da azap olarak üstten yağmur yağdırmakta, alttan dalgalar denizi coşturmakta ve içindeki herkes boğulmaktadır…
Başka bir rivayette:
Andolsun Allah’a şehriniz batacaktır. Hatta ben mescidinizi denizde bir gemi veya denizin ortasında çırpınan bir kuş gibi görüyorum.
Başka bir rivayette:
“Mescidiniz büyük bir denizin dalgaları arasında yüzen bir kuş gibidir.”
Başka bir rivayette:
“Bu beldenizi sanki suyun üzerini kaplamış gibi görüyorum. Hatta mescidin en yüksek yeri dışında olan bir şey görünmüyor. Sanki denizin coşkun dalgaları arasında çırpınan bir kuş gibidir.” [26]
İmam Ali (a.s) Basra’nın başına gelecek olaylar hakkında şöyle buyurmuştur: “Ey Ahnef! Sanki ben onun; tozu dumanı, gürültüsü, dizgin sesleri, atlarının kişnemesi olmayan bir orduyla yola düştüğünü ve yeryüzünü deve kuşlarının ayakları gibi ayaklarının altına aldığını görür gibiyim.” [27]
İmam Ali (a.s) hakeza şöyle buyurmuştur: “İşte o zaman, eyvahlar olsun sana ey Basra! Sesi duyulmayan, tozu görülmeyen Allah’ın intikam ordusu geldiğinde senin halkın kızıl ölümle helak olur, yok edici bir açlığa düçar olur.” [28]
İmam Ali (a.s) Haricilerle savaşa başladığında “Onlar Nehrevan köprüsünü geçtikler” denildiğinde şöyle buyurmuştur: “Öldürülecekleri yer nehrin bu tarafıdır. (karşıya geçemeyeceklerdir.) Allah’a andolsun onlardan on kişi (den fazla) kurtulamaz, sizden de on kişi (den fazla) öldürülmez.” [29]
Cündeb şöyle diyor: “Hariciler Ali’den (a.s) ayrılınca İmam (a.s) onların peşinden dışarı çıktı. Biz de onunla birlikte gittik, onların karargahına varınca onların tıpkı kovandaki arılar gibi ses çıkararak Kur’an okuduklarını işittik. Onlar arasında zahitlerin giydiği elbiseleri giyenler vardı. Bu durumu görünce içim karardı ve bir kenara çekildim. Mızrağımı yere sapladım; atımdan indim, miğferimi çıkardım, zırhımı üzerine serdim, atımın dizginlerinden tuttum ve mızrağıma doğru namaza durdum, namazda şöyle dedim: “Ey Allah’ım! Eğer bu toplulukla savaşmak sana itaatse bana izin ver, eğer masiyet ise bana bundan beri olduğunu göster.” Cündep şöyle diyor: “Bu hal üzereyken Ali bin Ebi Talib (a.s) Allah Resulü’nün (s.a.a) katırına bindiği bir halde yanıma geldi ve bana şöyle buyurdu: Ey Cündeb! Gazabın ve hoşnutsuzluğun kötülüğünden Allah’a sığın.” Ben ona doğru koştum. İmam (a.s) merkebinden indi ve namaz kılmaya başladı. O esnada beygire binmiş birisi geldi, İmam’a yakınlaşarak şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri!” İmam (a.s), “Ne oldu?” diye buyurdu: o şöyle arzetti: “Henüz bu cemaatle işin var mı?” İmam, “Niçin sordun?” diye buyurdu. O şöyle arzetti: “Onlar nehiri geçtiler ve gittiler.” İmam şöyle buyurdu: “Onlar henüz geçmediler” ben şöyle dedim: “Subhanellah” ardından daha hızlı birisi gelerek şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri!” İmam, “Ne istiyorsun?” diye buyurdu. O, “Henüz de bu cemaatle işin var mı?” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Ne olmuş ki?” O şöyle arzetti: “Onlar nehri geçtiler ve gittiler.” Ben, “Allah-u Ekber” dedim. İmam şöyle buyurdu: “Onlar henüz geçmediler” o şahıs şöyle dedi: “Subhanellah” ardından başka birisi gelerek şöyle arzetti: “Nehirden geçtiler ve gittiler.” Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Henüz nehirden geçmediler.” Ardından atıyla koşarak gelen birisi şöyle arzetti: “Ey Müminlerin Emiri!” İmam şöyle buyurdu: “Ne istiyorsun?” o şöyle arzetti: “Yine de bu cemaatle işin var mı?” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Ne olmuş ki? “o şahıs şöyle arzetti: “Nehirden geçip gittiler.” İmam şöyle buyurdu: “Henüz geçmediler ve geçmeyeceklerdir. Nehrin bu tarafında öldürüleceklerdir. Bu Allah’ın ve Resulünün buyurduğu bir sözdür.” Ben, “Alah-u Ekber” dedim. Ardından kalktım. İmam’ın atının dizginlerini tuttum, İmam atına bindi, ben zırhıma doğru gittim, zırhımı giyindim, kemanımı aldım, omuzuma astım ve İmam’la birlikte harekete geçtim. İmam bana şöyle buyurdu: “Ey Cündeb!” Ben şöyle arzettim: “Evet, ey Müminlerin Emiri!” İmam şöyle buyurdu: “Ben bu cemaate birini göndereceğim, onlar için Kur’an okuyacak, onları Rableri olan Allah’ın kitabına ve peygamberlerinin sünnetine davet edecektir ama o bize dönmeyecektir ve onu oklayacaklardır. Ey Cündeb! Bil ki bizden on kişi ölmeyecek onlardan ise on kişi kurtulmayacaktır.” Biz haricilere ulaşınca onların henüz karargahlarında olduğunu gördük. Henüz yerlerinden hareket bile etmemişlerdi. Ali kendi ashabına seslendi ve onları sıraya dizdi. Ordu safını baştan sona iki defa gezdi ve ardından şöyle buyurdu: “Bu Kur’an’ı alacak, onların yanına gidecek, onları Rableri olan Allah’ın kitabına ve peygamberin sünnetine davet edecek olan kimdir?” o bu işi sebebiyle öldürülecek ve cennet onun olacaktır.” Ben-i Amir bin Sa’sa’adan bir genç dışında hiç kimse ayağa kalkmadı. Ali (a.s) ona şöyle buyurdu: “Bu Kur’an-ı tut” o Kur’an-ı aldı ve imam daha sonra ona şöyle buyurdu: “Bil ki sen öldürüleceksin ve bize geri dönmeyeceksin. Seni oklayacaklardır.” O genç Kur’an-ı alarak haricilere doğru gitti. Ve onlara seslerini işitecekleri ölçüde yaklaştı. Onlar ayağa kalktılar ve o genç geri dönmeden ona doğru ok atmaya başladılar. Cündeb şöyle diyor: “Onlardan birisi o gence bir ok attı o ok bize doğru geldi ve yere saplandı. Ve bu esnada Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Şimdi bu cemaate karşı saldırıya geçin.” Cündeb şöyle diyor: “Ben içine düştüğüm şüpheden sonra bu ellerimle öğle namazını kılmadan önce onlardan sekiz kişiyi öldürdüm ve Ali’nin (a.s) dediği gibi bizden on kişi ölmedi onlardan ise on kişi bile kurtulan olmadı.” [30]
İmam Ali (a.s) Moğol fitnesinden şöyle haber vermektedir: “Adeta yüzleri kalkan gibi kat kat olmuş, ipek giyen, asil atları yedekte bulunduran, korkunç bir katliam gerçekleştiren topluluğu görür gibiyim; öyle ki yaralıları ölülerin üzerinde yürür ve kaçanları esirlerinden daha azdır.” [31]
Allame Müminlerin Emiri’nin (a.s) gaybi haberleri konusunda şöyle diyor: “Bağdat’ın onarılması, Ben-i Abbas hükümeti, onların durumu ve devletlerinin Moğollar tarafından yıkılması gibi haberler İmam’ın (a.s) verdiği gaybi haberlerdendir. Bu haberi babam (r. a) nakletmiş ve bu nakletme Hille, Kûfe, Necef ve Kerbela halkının canının kurtulmasına sebep olmuştur. Zira Hülako Bağdat’a ulaşınca fetihten çok önce Hille ahalisi etraftaki dere yataklarına kaçmış, onlardan çok az bir grubu kalmıştı. Onlardan biri de babam (r.a), Seyyid Mecduddin bin Tavus ve Fakih ibn-i Ebi’l İzz idi. Onlar Hülakoya bir mektup yazmayı ve kendisine itaat edeceklerini bildirmeyi kararlaştırmışlardır. Onlar bu mektubu Arap olmayan biri vasıtasıyla göndermişlerdi. Hülako biri Tüklem ve diğeri de Alauddin adında iki kişi vasıtasıyla Hille alimleri için bir emir gönderdi ve bu iki kişiye şöyle dedi: “Eğer kapleri de mektuplarında yazdıkları şeylerle aynı ise o halde yanımıza gelsinler.” O iki komutan geldiler ve işin nereye varacaklarını bilmedikler için korku içinde bulunuyorlardı. Babam (r.a) şöyle dedi: “Eğer ben tek gelirsem yeterli midir?” o iki kişi, “evet yeterlidir” dediler. Babam o iki kişiyle gitti. Sultanın huzuruna varınca (Henüz Bağdat fethedilmemiş ve halife katledilmemiştir) o babama şöyle dedi: “Henüz benim sizlerle ve halifenizle işim bitmemişken bana böyle bir mektup yazıp yanıma gelmeye nasıl cesaret edebildiniz?” Eğer halife benimle barışırsa onun gazabından ve intikamından nasıl güvende olacaksın?” Babam ona şöyle dedi: “Biz İmamımız Ali bin Ebi Talib’ten (a.s) elimizde bulunan rivayetler sebebiyle bu işe cesaret edebildik. Ali bin Ebi Talib bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Zevra, Zevranın ne olduğunu biliyor musun?” Zevra içinde binalar yapılan kalabalık bir topluluğun oturduğu, korukları, hazinedarları ve sarnıçları olan ılgın ağaçlarının bulunduğu yerdir. Abbas oğulları orayı kendilerine merkez kılmış, altın ve gümüşleri için hazineler yapmışlardır ve onların oynayıp oynaştığı evidir. Orası zalimlerin zulüm ocağı, adil olmayanların adaletsizlik ettiği, kötü önderlerin, fasit karilerin (Kur’an okuyanların) ve hain vezirlerin bulunduğu yerdir. İranlılar ve Rumlar onlara hizmet etmektedir. İyiliği bildikleri halde kendi aralarında emretmezler. Kötülüğün kötü olduğunu bildikleri halde ondan sakınmazlar. Erkekleri erkeklerine kadınları da kadınlarına yönelir. O zaman Zevra ahalisine Türklerin saldırısından dolayı hüzün, gam, zorluk, ağlama ve feryat olsun. Bu Türkler kimlerdir? Küçük gözlü, yüzleri örtülmüş ve katmerleşmiş kalkanlar gibi olan bir topluluktur. Elbiseleri demirdendir beden ve yüzleri kıllı değildir. Emirleri, yönetip hükmettiği yerlerin merkezinden gelmektedir. Yüksek bir sesi vardır. Azametli ve yüce himmetli biridir. Geçtiği her yeri fetheder karşısına dikilen her bayrağı alaşağı eder. Ona muhalefet eden kimseye eyvahlar olsun o galip gelinceye kadar metodunu sürdürür.” Ali bin Ebi Talib (a.s) bizler için bu sıfatları beyan etmiştir ve biz de onları sizde gördük, bu yüzden sana ümit bağladık ve sana doğru geldik.” Hülako (onlara güvenlik sözü verdi), Hille halkı için babam adına bir ferman yazdı ve o fermanında Hille sakinlerinin ve etrafındakilerinin endişesini giderdi.” [32]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “ Vallahi dilersem, her birinizin nereden geldiğini, nereye gittiğini ve tüm işlerinin nereye varacağını sizlere haber veririm. Ama benim yüzümden Resulullah’ı (s.a.a) inkar etmenizden korkarım. Bunu ancak güvenilir özel kişilere açıklarım.” [33]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Aşırı sapan [34] birinin Şam’dan seslendiğini, Kûfe’nin dışına bayraklarını diktiğini apaçık görür gibiyim. Ağzını açtığında, ağzındaki gemi gerip isyan ettiğinde ve adımlarını ağır bastığında fitne oğullarını ısırıyor” [35]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra size boğazı geniş mi geniş, karnı şiş mi şiş göbekli biri (Muaviye) hakim olacaktır. O bulduğunu yer, bulmadığını ister. Onu öldürün, (ama asla) öldüremezsiniz.” [36]
İmam Ali (a.s) Kufe’deki minber üzerinde şöyle buyurmuştur: “Biliniz, Allah Kureyş’in kötülerinden iki gruba lanet etsin: Yani Ümeyyeoğullarına ve Muğiyreoğullarına. Allah Muğiyreoğullarını Bedir savaşında kılıçların darbesiyle helak etti. ama Ümeyye Oğulları heyhat! heyhat! Biliniz ki! Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah’a yemin olsun ki eğer hükümet dağların öte tarafında da olsa onlar oraya doğru ulaşıncaya dek gideceklerdir.” [37]
İmam Ali (a.s) öğle namazı vakti Abdullah İbn-i Abbas’ı görmeyince şöyle buyurmuştur: “Abbas’ın oğluna ne olmuşta burada değildir?” Onlar şöyle dediler: “Ey Müminlerin Emiri! Allah ona bir oğlan çocuk vermiştir.” İmam şöyle buyurdu: “Kalkın onun yanına gidelim.” İmam (a.s) İbn-i Abbas’ın yanına vardı ve şöyle buyurdu: “Allah’a şükürler olsun, yeni doğan çocuğun mübarek olsun! Adını ne koydun?” o şöyle arzetti: “Ey müminlerin Emiri! Ben kendimde ona isim verme hakkını göremiyorum. Sizler ona bir isim veriniz.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Çocuğu getirin.” O çocuğu getirdiklerinde İmam (a.s) çocuğu aldı, damağını kaldırdı, kendisi için dua etti. Ardından onu geri çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey hükümdarların babası! Onu al. Ben, adını Ali, künyesini ise Ebu’l Hasan koydum.” [38]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Ümeyyeoğulları! Allah’a yemin ederim az bir zaman sonra bu devleti başkalarının elinde tanıyacak, düşmanlarınızın yurdunda göreceksiniz.” [39] [40]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sakif kabilesinden kibirli ve haktan yüz çeviren birisi musallat olacak, yeşilliklerinizi yiyip yağlarınızı eritecek. Yeter artık ey Eba Vazaha!” [41]
İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ali, Kufe halkına şöyle buyurdu: “Ey Allah’ım! Ben onlara itimat ettim, onlar bana hıyanet etti, ben onlar için hayır diledim onlar beni aldattı. O halde Sakif’in sapık zalim ve kibir dolu gencini onlara musallat kıl. Şüphesiz ki o Kufe’nin yeşilliğini yer, derisini örter, onlar arsında cahiliye metodu üzere hükümet eder.” Hasan (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: “O gün Haccac henüz yaratılmamıştı.” [42]
İmam Ali (a.s) bir şahsa şöyle buyurmuştur: “Sakif’li genci görmedikçe ölmeyeceksin.” Kendisine şöyle arzedildi: “Ey Müminlerin Emiri! Sakifli genç kimdir?” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü ona şöyle denilir: “Cehennemin bir köşesini bile bizler için boş bırakma.” O yirmi veya yirmi küsür yıl hakimiyet sürdüren ve bu süre zarfında hiçbir günah işlemekten çekinmeyen birisidir.” [43]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Ben sizleri hakka çağırdım, ama sizler benden yüz çevirdiniz. Sizleri tasma ile dövdüm, ama siz beni yorgun ve aciz kıldınız. Biliniz ki benim hakimiyetimden sonra sizlere öyle bir yöneticiler gelip çatacaktır ki size bu kadar rızayet vermez ve hatta sizlere kırbaçlarla ve demirlerle (kılıçlarla) işkence ederler. Ama ben bu ikisiyle size asla işkence etmem. Zira her kim bu dünyada insanlara işkence ederse Allah da ahirette ona işkence eder. O işin nişanesi ise Yemen valisinin gelip aranızda yer etmesidir. Ona Yusuf b. Amr derler. O gelir ve çalışanların çalışanlarını tutuklar. Bu esnada hanedanımızdan biri kıyam eder. Ona yardım ediniz. O sizleri hakka davet edecektir.” [44]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki benden sonra üç şeyle karşılaşacaksınız: Herkesi kaplayan bir zillet ve horluk, öldürücü bir kılıç ve zalimlerin sizler hakkında hayata geçirdiği ayırımcılık ve tekelcilik. Bu şartlarda beni hatırlayacak, beni görmeyi, bana yardım etmeyi ve kanlarınızı benim yolumda dökmeyi arzulayacaksınız. Allah zalimden başkasını rahmetinden uzak tutmaz.” [45]
Herseme b. Selim şöyle diyor: “Ali (a.s) ile birlikte Siffin savaşına katıldık. Kerbela’da konaklayınca, İmam bizimle namaz kıldı. Daha sonra namazının selamını verdi, yerden bir toprak kaldırdı, kokladı ve şöyle buyurdu: “Ne mutlu sana ey toprak! Şüphesiz senden kalkan bir grup sorgusuz, hesapsız cennete gider.” [46]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki benim yolumda bir çok eziyete, sıkıntıya, katliama ve işkenceye maruz kalacaklardır. Öyle ki önceki ümmetler arasında, hiç kimse onlar kadar eziyet görmemiştir. Bilin ki onlardan her kim sabreder, hakkaniyetime yakin eder ve kendilerine benim yolumda verilecek olan sevabı tanırlarsa benimle aynı derecede olurlar.” İmam daha sonra soğuk bir ah çekti ve şöyle buyurdu: “O temiz ruhlara ve (Allah’tan) hoşnut olan ve kendisinden hoşnut olunan kalplere yazık, yazık! Onlar, benim samimi dostlarımdır. Onlar bendendir, ben de onlardanım.” [47]
Şüphesiz Müminlerin Emiri (a.s) Kufe’de, Zeyd b. Ali’nin (a.s) sonradan dar ağacına asılacağı yerde durdu. Mübarek sakalı ıslanıncaya kadar ağladı ve insanlar da onun ağlamasına karşı ağladığı ve, “Ey Müminlerin Emiri! Neden ağlıyor ve ashabını da ağlatıyorsun?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Evlatlarımdan birinin burada darağacına asılmasına ağlıyorum.” [48]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki doğuda zuhur edecek olana uyduğunuz taktirde, şüphesiz sizleri Allah Resulü’nün (s.a.a) yollarına götürür, körlükten, sağırlıktan, dilsizlikten iyileştirir, sapıklık ve talep zahmetinden müstağni kılar, boyunlarınızdaki zor ve ağır yükleri indirin. Allah zulüm eden kimse dışında, hiç kimseyi (rahmetinden, hayır ve iyiliğinden) uzaklaştırmaz.” [49]
“ÇOK YAKINDA GELECEKTİR” İFADESİYLE GELECEK OLAYLARI HABER VEREN RİVAYETLER
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Çok yakında ümmetine öyle bir zaman gelecek ki, Kur’an’dan sadece yazıları ve İslam’dan sadece adı baki kalacaktır. İslam’a en uzak kimseler oldukları halde, kendilerini Müslüman olarak adlandıracaklardır. Camileri bayındır olacak, ama hidayet açısından harap olacaktır. O zaman fakihleri (din adamları) bu mavi gök yüzünün altındaki en kötü fakihler olacaklardır. Fitne ve sapıklık onlardan kopacak ve onlara dönecektir.” [50]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Çok yakında ümmetime öyle bir zaman gelecektir ki, içleri aşağılık ve dışları güzel olacaktır. Bu gösterişten hedefleri ise dünya ihtirasıdır, Rableri olan Allah nezdinde olan şeyleri elde etmek değil. Dinleri riya, (Allah) korkuları bedenlerine karışmış değil. Allah onları kendinden bir cezayla çepeçevre sarmıştır. Onlar garik duasını okudukları halde, duaları asla makbul olmaz.” [51]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Çok yakında insanlara öyle bir zaman gelecektir ki, o gün hükümet sadece katliam ve zorbalıkla, zenginlik; sadece gasp ve cimrilikle, muhabbet; dini bir kenara bırakmak ve nefsin isteklerine uymakla elde edilir. O halde her kim o zamanı derkeder ve zengin olabildiği halde fakirliğe sabreder, muhabbet elde edebildiği halde, insanların nefretine karşı sabreder ve kudret elde edebildiği halde, zayıflık ve kudretten mahrumiyete sabrederse, Allah ona beni tasdik eden sıddıklardan elli sıddıkın mükafatını verir.” [52]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Çok yakında sizlere öyle bir zaman gelecek ki, o gün dindarlardan, sadece insanların onun ahmak olduğunu zannettiği ve halkın kendisini, “o aptaldır” sözü karşısında sabreden kimseler kurtuluşa erer.” [53]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Çok yakında sizlere dolu kabın baş aşağı çevrilip boşaltılması gibi, İslam’ın da boşaltılacağı zaman gelecektir!” [54]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “ Çok yakında benden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki, lezzetli ve rengarenk giyecek ve yiyecekler, merkeplere binecekler, tıpkı kendisini eşine süsleyen kadın gibi süslenecekler ve tıpkı kadınlar gibi makyaj yapacak ve işveleneceklerdir. Zahirleri ise kibirli sultanlar gibi olacaktır. Onlar bu ümmetin son dönem münafıklarıdır... Mihrapları kadınlarıdır, şeref ve şahsiyetleri ise dirhem ve dinarlarıdır.” [55]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Çok yakında size öyle bir zaman gelecektir ki o gün en gizli şey hak, en açık şey batıl ve en yaygın şey ise Allah-u Teala ve Resulü’ne (s.a.a) yalan isnat etmek olacaktır.” [56]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Çok yakında benden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki dünyanın rengarenk ve tatlı yiyeceklerini yiyecekler ve yüzleri güzel süslü kadınlarla evleneceklerdir… Dünyaya sımsıkı sarılacak, gece gündüz dünyaya yönelecek ve Allah yerine dünyayı ilah edineceklerdir.” [57]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Çok geçmeden ahir zamanda öyle alimler gelecektir ki, insanları dünyadan yüz çevirmeye davet edecek, ama kendileri dünyadan yüz çevirmeyeceklerdir. İnsanları ahirete teşvik edecek, ama kendileri ahirete rağbet göstermeyeceklerdir. İnsanları yöneticilerin sistemine girmekten sakındıracak, ama kendileri bundan el çekmeyeceklerdir. Onlar fakirlerden uzak durur, zenginlere yaklaşırlar. Onlar Allah’ın düşmanları olan zorbaların ta kendileridirler.” [58]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Çok geçmeden ümmetime öyle bir zaman gelecektir ki alimlerinden, tıpkı koyunun kurttan kaçtığı gibi kaçacaklardır. Allah-u Teala onları üç şeye düçar kılacaktır. Birincisi, mallarından bereketi alacak, ikincisi zalim hükümdarları onlara musallat kılacak ve üçüncüsü de dünyadan imansız gideceklerdir.” [59]
“GELECEK” TABİRİYLE GAYBİ OLAYLARI HABER VEREN RİVAYETLER
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ümmetime öyle bir zaman gelecektir ki, yöneticileri zalim, alimleri ihtiraslı, abitleri riyakar, tüccarları faizci, kadınları dünya süsü peşinde ve erkek çocukları ise evlenme fikrinde olacaklardır. Böyle bir günde, ümmetimin kesatı pazarların kesatı gibi kesat olacaktır.” [60]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, insan dünyası salim olunca, dininin ortadan kalkmasına hiç önem vermeyecek.” [61]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, o gün insanlar kurt haline dönüşeceklerdir. O halde eğer birisi kurt olmazsa, kurtlar onu yer.” [62]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, o gün uyumlu bir kardeşten daha az bulunur ve helal dirhemden daha az elde edilir bir şey olmayacaktır.” [63]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, insanlara el uzatan insan hayatta kalacak, suskun olan insan ise ölecektir.” [64]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki birinin adını duyman, onu görmenden daha iyi ve birini görmen, onu denemenden daha iyi olacaktır. Zira eğer onu imtihan edersen, sana bir takım (çirkin) haletler aşikar olacaktır. Onların dini dirhemleridir. Tek dertleri karınları, kıbleleri ise kadınlarıdır. Bir parça ekmek için eğilir, dirhem için toprağa kapanırlar. Onlar şaşkın ve mesttirler. Ne müslümandırlar, ne de Hıristiyan.” [65]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara çok zor bir gün gelip çatacaktır. O gün zengin, malını dişiyle tutar (infakta bulunmaz) oysa, kendisi bu işe emrolunmamıştır. Aksine münezzeh olan Allah şöyle buyurmuştur: “Birbirinize ihsan etmeyi unutmayın.” O gün kötü insanlar yüce makam elde edecek, iyiler ise zayıflık ve horluğa sürüklenecektir. İnsanlara mecbur kalmışlar ve acizler gibi muamele edeceklerdir. Oysa Allah Resulü zorda kalanlarla muamele etmekten sakındırmıştır.” [66]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki sadece (sultan ve padişahlara) söz taşıyanlar yakınlaşabilecek, sadece kötüler zarif ve zeki sayılacak ve sadece insaf sahipleri zayıf düşürülecek. O zaman sadaka zarar sayılacak, sıla-i rahim (akrabalara ihsan ve onlarla ilişki) bir minnet etme aracı haline gelecek ve ibadet insanlara üstünlük taslama bahanesi olacak.” [67]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, din hususunda sabreden kimse, eline kor parçası alan kimse gibi olacaktır. (O zaman insan, ya kurt olacaktır ya da kurtlar kendisini yiyecektir.)” [68]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Beni hak üzere gönderene yemin olsun, insanlara öyle bir zaman gelecektir ki, şarabı helal sayacak ve onu “nebiz” olarak adlandıracaklardır. Allah’ın meleklerin tamamının ve insanların laneti onlara olsun.” [69]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, Kur’an insanların kalbinde bedenlerde eskiyip pörsüyen elbise gibi eskiyip pörsüyecektir.” [70]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ümmetime öyle bir zaman gelecektir ki, alimleri sadece güzel elbiselerle tanınacak, Kur’an sadece güzel sesle okunacak ve Allah’a sadece Ramazan ayında ibadet edilecektir. İş böyle olursa Allah ne ilmi ne hilmi ve ne de acıması olan bir hükümdarı onlara musallat kılacaktır.” [71]
ABNA.İR
[1] Hud suresi, 49. ayet
[2] Cin suresi, 26 ve 27. ayetler
[3] Rum suresi, 1-6. ayetler
[4] Fetih suresi, 27. ayet
[5] Enfal suresi, 7. ayet
[6] Kamer suresi, 44 ve 45. ayetler
[7] Hicr suresi, 94-96. ayetler
[8] el-Kafi, 8/216/264, Bu rivayeti Şii ve Sünni bir çok senetlerle rivayet etmişleridr. Hatta bazıları bunun mütevatir rivayertlerden olduğunu söylemişlerdir. bak. 3051. bölüm Ahzap savaşı
[9] Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 9/311
[10] a. g. e. s. 310
[11] et-Teşrif-i bi’l-Men, 76/18
[12] Kenz’ul Ummal, 31651
[13] a. g. e. 31660
[14] Kenz’ul Ummal, 31719 Zahiren bu anlamdaki rivayetler mütevatirdir. Bak. Kenz’ul Ummal, 11/723-728
[15] a. g. e. 31773
[16] et-Teşrif-u bi’l-Men, 228/331
[17] Kenz’ul Ummal, 37668
[18] a. g. e. 37714
[19] a. g. e. 36571 Hakeza bak. 35576, 36577, 36580, 36587, 36590 ve hakeza bak. Tarih-i Dimeşk, İmam Ali’nin (a.s) biyografisi, 3/266-268, s. 268, s. 278, s. 286-289
[20] a. g. e. 38419
[21] a. g. e. 38407
[22] a. g. e. 38405
[23] a. g. e. 38417
[24] a. g. e. 38460
[25] Nehc'ül-Belağa-i li-İbn-i Ebi'l-Hadid, 1/253 ve 4/53 Metinde yer alan anlamda başka bir çok rivayetler de vardır. İbn-i Ebi’l Hadid bu konuda şöyle diyor: İmam’ın haber verdiği bu olay bir defa el-Gadir billah zamanında ve bir defa da el Kaim Billah’ın hilafeti zamanında meydana gelmiştir.
[26] Nehc'ül-Belağa, 13. hutbe; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 1/251
[27] Nehc'ül-Belağa, 128. hutbe; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 8/125
[28] Nehc'ül-Belağa, 102. hutbe; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 7/103
[29] Nehc'ül-Belağa, 59. hutbe; Şerh*u nEhc’ul belağa Li- İBn-i Ebi’l Hadid, 5/3, İbn-i Ebi’l Hadid şöyel diyor: “Bu rivayet de mütevatir rivayetlere yakın rivayetlerdendir. Zira hem meşhurdur ve hem de bir çok kimse tarafından nakledilmiştir ve bu da Hz. Ali’nin muczelerinden ve gaipten verdiği detaylı rivayetlerindendir. (bak. 138. konu, el-Hevaric)
[30] Kenz’ul Ummal, 31548
[31] Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 8/215; hakeza 15160. hadisin açıklamasına da müracaat ediniz.
[32] Keşf’ul Yakin, 100/93
[33] Nehc'ül-Belağa, 175. hutbe; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 10/10 İbni-i Ebi’l Hadid bu sözün altına şöyle yazmıştır: “İmam’ın (a.s) daha önce gaybi haberleri babında dikkate değer bir çok rivayetler zikrtettik. İmam’ın (a.s) bu konudaki ilginç sözlerinden biri de içinde gelecek olaylarla ilgili bilgilerin olduğu hutbedir. İmam (a.s) bu hutbesinde Karamite’ya işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Onlar zahirde bize olan aşklarından ve sevgilerinden söz ederler ama içlerinde bize karşı öfke ve kin taşırlar. Onların nişaneleri de varislerimizi öldürmeleri ve gençlerimizi sürgün etmeleridir.”
[34] İbn-i Ebi’l Hadid şöyle diyor: Bu söz Ebdulmelik bin Mervan’dan kinayedir. Zira bu özellikler başkalarından daha çok onda bulunmaktadır. Zira o insanları kendine davet ederek, Şam’a harekete geçirmişti. Bu da İmam’ın (a.s) Şam’da yükek sesle çağırır.” Sözünün anlamıdır. Abdulmelik Kufe’de iki defa bayrak kaldırdı. Bir defası bizzat Irak’a gittiği ve Mus’ab’ı öldürdüğü zamandır. İkincisi ise kardeşi Bişr bin Mervanı ve diğerlerini Kufe’de kendi yerine tayin ettiği zamandı. Sonunda valilik Haccac’ın eline geçti ve o zaman Abdulmelik’in iplerini kopardığı ve haksızlığa düştüğü zamandır. O zaman işler zorlaşacak ve meşakkatli olacaktır.”
[35] Nehc'ül-Belağa, 101. hutbe; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 7/98
[36] Nehc'ül-Belağa, 57. hutbe; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 4/54 İbn-i Ebi’l Hadid şöyle diyor: Bir çoklarının da inandığına göre İmam’ın (a.s) bu şahıstan maksadı Ziyad’dır. Büyük bir grup ise Haccac’ın kastedildiğini söylüyor. Bir grup ise Muğire bin Şube’nin kastedildiğini söylüyor. Ama benim görüşüme göre İmam’ın bu kişiden maksadı Muaviye’dir. Zira Muaviye çok yemek ve doyumsuzlukla meşhur biriydi. Muaviye çok yiyor ve şöyle diyordu: “Sofrayı toplayınız. Allah’a yemin olsun ki yoruldum ama doymadım.” Elbette bulunan bir çok rivayetler esasınca da Resulüllah Muaviye’nin gelmesi için peşine birisini gönderdi. O şahıs Muaviye’nin yemekle meşgul olduğunu gördü. Allah Resulü bir müddet sonra yeniden birisini onun peşice gönderdi. Elçi geldiğinde henüz onun yemekle meşgul olduğunu gördü. Allah Resulü (s.a.a) Muaviye’ye beddua aderek şöyle buyurdu: “Allahım! Karnını doyurma.” Şair de şöyle diyor: Karnı Haviye (cehennem) gibi olan bir arkadaşım var. Adeta bağırsaklarında Muaviye (dişi bir köpek) var.
[37] Kenz’ul Ummal, 31753
[38] Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 7/148
[39] Nehc'ül-Belağa, 105. hutbe; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 7/117
[40] Bakınız, Kenz’ul Ummal, 11/363-365, Şerh-u Nehc’ul Belağa Li’bn-i Hadid, 7/176
[41] Nehc'ül-Belağa, 116. hutbe; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 7/277
[42] Kenz’ul Ummal, 31747
[43] a. g. e. 31749
[44] Kitab’ul Garat, 2/458
[45] a. g. e. 492
[46] Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 3/169; bak. s. 169-171
[47] Müstedrek’ül-Vesail, 11/284/13032
[48] et-Teşrif-u bi’l-Minen, 244/355
[49] el-Kafi, 8/66/22
[50] el-Bihar, 2/109/14
[51] el-Kafi, 8/306/476
[52] el-Bihar, 18/147/8
[53] el-Kafi, 2/117/5
[54] Nehc'ül-Belağa, 103. hutbe
[55] Mekarim’ul Ahlak, 2/344/2660
[56] el-Kafi, 8/387/586
[57] Tenbih’ul Havatir, 1/155
[58] a. g. e. s. 301
[59] Müstedrek’ül-Vesail, 11/376/130301
[60] a. g. e. h. 13302
[61] el-Bihar, 77/157/136
[62] Tuhef’ul Ukul, 54
[63] el-Bihar, 78/251/102
[64] el-Kafi, 4/46/1
[65] el-Bihar, 74/166/31
[66] Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 20/219
[67] Nehc'ül-Belağa, 102. hikmet; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 18/260
[68] Müstedrek’ül-Vesail, 12/330/14215
[69] el-Bihar, 77/102/1
[70] Tenbih’ul Hevatir, 1/217
[71] Müstedrek’ül-Vesail, 11/377/13303